The Walking Dead - Comic Con Yuvarlak Masa Röportajları

The Walking Dead - Comic Con Yuvarlak Masa Röportajları

 

Gale Anne Hurd

Comic Con Yuvarlak Masa Röportajları

 

Gazeteci: Panel sırasında Frank Darabont bize bu işe nasıl girdiğinizi ve ilhamınızı nerden aldığınızı anlattı. Sizin projeyi nereden duyduğunuzu, ekibe ne zaman katıldığınızı ve sizi The Walking Dead’de çalışmaya itenin ne olduğunu öğrenmek isterdim. The Walking Dead’de çalışıyor olmak bir rüya mı?

Gale Anne: Açıkça anlaşılabileceği üzere ben eskiden beri korku türünün hayranıyımdır. Taa bu türün moda olmadığı günlerde bile… Sürekli bir zombi sevgim olmuştur. Gerçekten Robert Kirkman ve The Walking Dead’in üzerine yok. Frank ve Robert bunun üzerinde çok çalıştılar.  Aslına bakarsanız daha önce NBC için düşünülmüş bir ilk senaryo vardı. Ancak NBC The Walking Dead’e yuva olabilecek bir yer değildi ve sanırım NBC de bunu fark etti. Devam etmeme kararı aldıklarında öyle ortalıkta bir nevi evsiz barksız kaldı. Geçen sene Comic Con’da Frank ve Robert’la birlikte akşam yemeğine çıktık. Ben, ofisimden Ben Roberts ile birlikte, AMC ile temaslarımızı sürdürüyor, onlarla yeniden başlama ihtimalini ve The Walking Dead’in bir televizyon dizisi olarak adapte edilip AMC’de yayınlanması olasılığını görüşüyordum. The Walking Dead’in yeniden doğuşu kelimenin tam anlamıyla burada, Comic Con’da gerçekleşti.  Kısacası Ekim’de AMC ile temas kurduk, Kasım’da onlar bir senaryo siparişi verdiler. Ocak ayında bize yeşil ışık yaktılar ve sanırım ilk önce bir pilot çekmek yerine bize doğrudan altı bölümlük ilk siparişlerini vermeye karar verdiklerinde Şubat veya Mart’tı..

Gazeteci: Sizce, AMC’yi bu zombi hikayesine çeken şey neydi?  Bu diziyi başka bir kanalda yapmanız mümkün olmazdı.

Gale: Sanırım şu kokain taciri hikayesiydi, yoksa meth mi demeliyim.  Sanırım Breaking Bad’i yapmaya başladıklarında insanlar “Ooo, bu harika. Gerçekten sevdik bunu ama gerçekten meth ile ilgili olması şart mı?” dediler. AMC’de bu böyle olmadı. AMC risk almaktan korkmuyor. Ama sadece zombi dizisi olan bir dizi için de risk almazlardı. Karakterlerin kimler olduğunu bilmeliydiler. İçerisinde insani hikayeler ve karanlık tarafları da olan karmaşık karakterler olduğunu bilmeliydiler. Tüm yapımları için de aynı şey geçerli.  Yani aslında hep “zorlayın, biraz daha zorlayın” dediler durdular.

Gazeteci: Hiç, yukarılardan birinin bir şeylerin değiştirilmesi gerektiğini söylediği oldu mu? Duyduğum ve gördüğüm kadarıyla çizgi romana her konuda çok sadık kalınmış, özellikle de görünüm ve hissiyat olarak. Hiç bu diziyi farklı bir doğrultuya yönlendirmek istedikleri bir durum oldu mu yoksa işler en başından beri mükemmel miydi?

Gale: Ta en başında beri tam anlamıyla bize katılıyorlardı. Yaratıcı ekibe güvenen bir kanal olarak nam salmış durumdalar. Ve bence yapımlarından pek çoğunun böylesine emsalsiz olması, piyasa işi olmaması da buna dayanıyor. AMC’de piyasa işi diyebileceğiniz hiçbir yapım yoktur. Ayrıca Robert Kirkman’ın da bu işte rol oynamasının hem bizim hem de AMC açısından önemi de bu zaten. Sadece isim olarak da değil, gerek ilk sezonun dördüncü bölümünü yazması, gerek sette bulunması, gerekse oyuncu seçiminde söz sahibi olması… Ama aynı zamanda (ç.n. çizgi romandaki hikayenin orijinalinden) uzaklaştığımız da oluyor. Frank ve Robert’ın panelde ifade ettiği gibi, çizgi romandan yeterince uzaklaşıyoruz ama sonra mutlaka tekrar çizgi romandaki hikayeye dönüyoruz. İnternetteki blogları okuyoruz ve görüyoruz ki insanlar neler olup bittiğini ve ilk altının nasıl biteceğini bildiklerini düşünüyorlar. İşte biz o düşünceyi biraz sallıyoruz.

Gazeteci: Gerek kitap gerek film, görünüşe göre zombiler şu anda çok popüler. Hatta World War Z isimli bir kitap diziniz bile var. Bunun neden şu anda olduğunu merak ediyorum. Neden zombiler birden bire geri gelerek popüler kültürün bir parçası oluverdi?

Gale: Biraz önce gördüm, Brad Pitt (ç.n. muhtemelen başka birisiyle veya başka bir şeyle ilgili konuşuyor). 

Bence, doğal afetlerle karşılaşıyoruz. Katrina olsun, tsunami olsun, Haiti’deki deprem olsun, petrol sızıntısı olsun… Sanırım böyle bir kıyametten sonra insanların hayatta kalma savaşı ile ilgili bir merak var. Bizim durumumuzda, hikayenin bir bölümü zombi istilasıyla ilgili ama aslında insanları en temel güdülerine indirgiyor. Şu anki gibi her şeye –klimalara, cep telefonlarına, mikrofonlara, teknolojiye v.b., sahip olduğumuz bir ortamda değil, bunların artık bulunmadığı bir ortamdaki insani koşulları inceliyor. İşte televizyonda gördüğümüz görüntüler de böyle, her seferinde, bir tür doğal afet söz konusu.

Gazeteci: Sezonlara daha önce panelde de değinmiştiniz, şimdi de değinebilir misiniz? Sezon formatı için planınız nedir? Alışıldık şekilde mi yapacaksınız yoksa AMC’nin 13 bölümlük formatında mı yapacaksınız?

Gale: Evet, eğer ikinci sezonu çekersek 13 bölümlük çekeceğiz. Sezonlar normal yayın yapan kanallarda 22 bölümlük oluyorsa da kablolu yayın yapan kanallarda 13 bölümlük oluyor. 

Gazeteci: Peki yayın takvimi konusunda, planlanan yine Ekim ayı için mi?

Gale: Sanıyorum ki, evet. Hepiniz daha önce de Fearfest’i (Korku Festivali) biliyor muydunuz? O zaman süper.

Gazeteci: Robert bu hikayeyi asla bitmeyecek bir zombi istilası olarak gördüğünü defalarca dile getirmişti. Çizgi romana bu kadar sadık kaldığınız için soruyorum, sizce bu anlamda bir sıkıntı var mı? Robert sonsuza kadar devam etmesini istiyor. Elbette televizyon yapımının bir noktada son bulması gerekecektir.

Gale: Tanrım, umarım ki bitmez!

Gazeteci: Ben de öyle umuyorum.

Gale: Şimdi, şu ana kadar çizgi romanın 75 sayısı çıkmış. Son bir buçuk yılda biz toplam 19 bölüm yapmışız. O noktaya kolay kolay gelebileceğimizi düşünmüyorum. Bana kafasında 250 sayı fikrinin olduğunu söylemişti. Yani yakalayabilsek bile, ne düşündüğünü de henüz tam olarak bilemiyorum…

Gazeteci: Peki bu ilk sezonda, ilk iki cilt için sabırsızlanıyor musunuz?

Gale: Biz takip etmiyoruz. Ayrıca (ç.n. çizgi romandaki hikayeden) uzaklaştığımız yerler de var.

Gazeteci: Sizce 13 bölüm formatı hikayeye daha iyi konsantre olmanızı sağlıyor mu?

Gale: Henüz 13’e ulaşamadık. Hali hazırda altıya odaklanıyoruz. Ama dürüst olmak gerekirse, halen senaryoların yazılmasına devam ediliyor. Ve ancak 104’ün ortalarına gelebildik. Ama çok samimi söylüyorum, senaryolar yazıldıkça ve biz günlük olayları gördükçe daha da derinleşiyor. Senaryolar oyuncu kadrosunu ve onların performanslarını daha da iyi yansıtır hale geliyor. Bunu uzun metrajlı film çekerken yapamazsınız ama dizi çekerken yapabiliyorsunuz. Çünkü dizilerin aksine, uzun metrajlı filmler evrim geçiremiyor.

Gazeteci: Dördüncü bölümü Robert Kirkman yazıyor. O kategoride kendisiyle çalışıyor olmak nasıl bir şey?

Gale: Kendisi yazdı. Harika oldu, üstelik sette de bulunuyor.

Gazeteci: Bölümlerden birini yönetmeyi deneyecek mi?

Gale: Açıkçası henüz o noktaya gelmedik. İlk altı bölüm için böyle bir şey yok, ama harikaydı. Daha önce dizi ya da film senaryosu da yazmamıştı. Bana kalırsa Robert pek çok yeteneğe sahip bir insan ve onu kamera arkasında görmek beni hiç şaşırtmazdı.

Gazeteci: Panel sırasında çekimleri Atlanta’da yaptığınızdan ve havanın sıcaklığından bahsettiniz. Sıcağı bir kenara bırakırsak, nasıldı? Atlanta yapımınızı misafirperverce karşıladı mı? Çekim yeri olarak, yani çekimi başka bir yerde yapmaya kıyasla, Atlanta’da yapmak nasıldı?

Gale: Atlanta bize harika davrandı. Ekibimizin bugün uçağa binip geri dönüyor olmasının sebeplerinden biri bizim sadece hafta sonları çekim yapıyor oluşumuz zira biliyorsunuz ki Atlanta şehir merkezinin bir bölümünü kullanıma kapatıyoruz. Atlanta şehir merkezindeki altı sokağı… Şu kameranın yükseldiği en son tanklı sahneyi hatırlıyor musunuz? İşte orası şehir merkezindeki federal adliye sarayı. Kısacası çok iyi işbirliği yaptılar. Ayrıca, şunun da katkısı oldu, inanılmaz yeşil bir yerdesiniz. Neredeyse Discovery Channel’ın Earth After Man (İnsandan Sonraki Dünya) dizisinde olduğu gibi. İnsan olarak orada gelip geçici olduğunuzu, sizden sonra da çok uzun süre oraya doğanın hükmetmeye devam edeceğini hissediyorsunuz.  Muhteşem yerlerde çekim yaptık. Taş ocağında örneğin, orası hayatta kalanların kampının olduğu yer ve şehir merkezinden tamı tamına 5 dakika mesafede. Arka planda şehir merkezini görebiliyorsunuz. Harikaydı. Ayrıca dizi için kırsal alanlar bulmak da çok kolaydı. Örneğin o dizinin en başındaki otomobil takip sahnesi, orası Atlanta’nın bir saat kadar dışı.

Gazeteci: Comic Con hakkındaki düşünceleriniz neler?

Gale: Sıcak, nem ve börtü böceğe rağmen üretimin ortasında yer alıp günde 14 saat kadar çalışmanın üzerine burası çok iyi geldi. Sivrisinek kovucu ve güneş yağsız duramazdı kimse. Buradaysa herkes, özellikle de Frank, ben, Robert, Greg, hepimiz çizgi roman tutkunuyuz. Burası her yöne doğru çizgi roman tutkunlarının aşkıyla dolup taşıyor ve oyuncu kadrosu da bizim “Comic Con’a gidene kadar sabret” derken ne anlatmak istediğimizi yeni anlıyor. Aslına bakarsanız, oyuncuların bu yuvarlak masa röportajlarından sonra doğrudan uçağa binip geri dönmeleri gerekiyordu ama onlar fikir değiştirip sergi salonlarını gezmeyi ve burada neden bahsettiğimizi yakından tanımayı tercih ettiler.

Gazeteci: Gerçek hayatta bir zombi istilası olursa ne yapacağınıza dair bir planınız var mı?

Gale: Zombi istilası olursa kızımı korumak isterim. Kendimi bir anlamda Lori gibi görüyorum. Çocuğunu koru ve yoluna çıkan olursa …

 

Andrew Lincoln

Sarah Wayne Callies

Jon Berthnal

 

Comic Con Yuvarlak Masa Röportajları, 23 Temmuz

 

Gazeteci: Bu projeyi ilk duyduğunuzda reaksiyonunuz nasıl oldu?

Jon: Sanırım projeyi duymadım. Pilot sezonun başında, onlar yeni yapımların oyuncu kadrosunu oluştururken bana bir senaryo geldi. Menajerlerim bana yüzlerce senaryo gönderirler. O an oyuncu seçmeleri olan ne varsa… Bu senaryoyu okuduğumda, oturup uzunca bir e-posta yazdım ve –ağzımı bozmak istemiyorum şimdi, ama bu yapımda figüran olmak beni ne kadar mutlu ederdi onu yazdım. Daha önce bunun gibi bir şey okumamıştım ve çizgi romanından da haberdar değildim. Pilot çok güzel oldu. Çok güzel yazılmış. Sonrasında oyuncu seçmelerine başlandı, gariptir ki ilk önce Shane’i seçtiler. Ve Rick için bir sürü farklı kişiyle ön prova yapma fırsatı buldum. İlginçti, bir türlü olmuyordu, oturtamadık bir türlü. Sonra Andrew Lincoln geldi ve harikaydı, her şey mükemmel oturdu. Frank’e bakarak anlayabiliyordum bunu. Andrew okumaya başlar başlamaz kendi kendime “aman tanrım, işte budur” dedim. Frank anlamıştı, hepimiz anlamıştık. Mükemmel uymuştu.

Sarah: Bence çok benzer bir şey. Aslında pilot sezonu kaçırdım ve yalnızca pilot oyuncular vardı. Bu nedenle oynadığım bütün pilot sezon boyunca birisi bana The Walking Dead’in senaryosunu veriyordu ve ben de bir şekilde bunun tamamen saçma ve imkânsız olduğunu düşünüyordum. Kendinizi yamaç kenarında bulmak, son sürat aşağı atlamak ve kanatlarınız olmasını dilemek. Bir oyuncu olarak, bunun gibi riskli, farklı bir şeyler denemek heyecan verici. Bu dizi de heyecan verici - bence en büyük risklerinden biri henüz yaratmadıkları. Pilot bölümün sonuna gidip de “bu bizim her hafta göreceğimiz şey işte” diyemezsiniz. Bize gelince, bir bölümün çekimi bittiğinde bir başka bölüme geçeriz ve şöyle deriz: “Vay be, bu bölüm tamamen farklı” ve karakterler de farklı - neredeyse her hafta farklı şeyler oluyor. Bazıları aksiyon, bazıları çizim odasında geçiyor, şiddetli sahneler, yaz gününde bir aile ortamı ve Anne orada, bunun gibi şeyler. Bazı bölümler sessiz ve sakin olduğu halde bazılarında her yerden zombiler çıkıyor. Bazılarındaysa neredeyse hiç zombi yok. Bunun bir parçası olmak çok heyecan verici. Ayrıca, seçmelere ikinci gidişimde Frank’ın karşısına çıktığımda, bu dizide asla çalışamayacağımdan kesinlikle emindim. İşte o anlardan biriydi bu da, arabama binip kapıyı kapattım ve “ağlama, ağlama, ağlama” diye söylenip durdum. Beni yaklaşık olarak sekiz gün deli gibi beklettikten sonra, aradılar ve şöyle dediler, “ha bu arada, içeri girer girmez bu kişinin sen olduğunu çoktan biliyorduk”. Ayrıca Jon, seçmelere gelmemeye ve benimle birlikte okumamaya karar vermişti.                                                                                 

Arkadaşlar, size bir zombi sorusu soracağım, panel boyunca Greg Nicotero’nun hayatınızı nasıl mahvettiği konusunda şakalar yaptınız. World War Z veya Romero filmleri hakkında okumalar yapmakla ilgili olarak bu projenin bir parçası olduğunuz andan itibaren zombi alt kültürüne ne ölçüde itildiniz?

Jon: World War Z inanılmaz bir şey. O kitap inanılmaz ölçüde yardım etti. Ancak, bugün panelde zombiler etrafta yürürken, tam anlamıyla üzerlerine saldırmayı ve kafalarını ayaklarımla ezmeyi düşünüyordum. Biz bunu yapıyoruz. O şeyleri öldürüyoruz ve bize yaklaşmalarını engelliyoruz. Gözlerinizi fal taşı gibi açmayın. O insanların önünde bunu yapmak çok eğlenceli, ancak kafanı ezeceğim diyorum. Bu konudaki düşüncem bu şekilde.

Sarah: Bu adamı nasıl sevmezsiniz? En mükemmel oyuncular burada. Samimi söylüyorum. Şu an tam 18 esas oyuncu var ve içlerinden hiçbiri zayıf karakterde değil, gerek çocuklar gerekse yaşlılar olsun hepsi sağlam. İnanılmaz bir şey. Bu sahneleri yapıyoruz ve bir noktada hepimiz başka birinin sahnesinin arka planındayız ve etrafa bakınca, sahnede repliği olmayan, hatta o sahne içinde rol almayan oyuncuları görebilirsiniz, kamera çekim yapmadığında bile bu böyle, bu anları yaşamak ve bu ilişkileri yaratmak… Sadece bizim için oradalar ve “Tanrım, çok güzel ve akıllara durgunluk verici” dersiniz ve biz de tam anlamıyla bunu yapıyoruz zaten. Herkes bu işe kendini veriyor, hatta içimizde zombi kültürüyle daha önceden hiçbir alakası olmayanlar bile. Korku türüyle hiçbir ilişkimiz olmadığı halde kendimizi bu işe verdik ve hepimiz bunun için yüreğimizi ortaya koyduk. Herkesin bu konuda böylesine tutkulu olduğunu hissetmek çok güzel.

Gazeteci: Sizce popüler kültürde zombiler neden dirilmiş olabilir? Herhangi bir neden ya da düşünce söyleyebilir misiniz?

Andrew: Bu konuda teoriler üretmeyeceğim, ancak bu mükemmel bir çizgi roman ve bir şey yapacaksam eğer, sadık bir takipçi kitlesi olan bir konuda bir şey yapmak isterdim. Yaşadığınız dünya sonuçta. Birisi bana vatanım İngiltere’ye döndüğümde bunun çağdaş klasik bir masal, mitoloji, Yunan tragedyası, bir oyun gibi olduğunu söyledi. Bunu bir oyun olduğunu düşünün. Olaylar üst üste birikerek, böylesine cüretkâr ve başarılı bir dramaya olanak sağlıyor. Bu tür hakkında fazla bir şey bilmiyor olabilirim, ancak bana göre paranoyalarınızın ya da bunun ne olmasını istiyorsanız; içinizdeki korkular, karanlık ve aynı zamanda ölümün vücut bulmuş halinin tasviri de olabilir. Bunun için çok güzel bir mecaz. Çok iddialı konuşmak istemem, fakat içinde yaşadığınız dünya nedeniyle bir şeyler yapmak istemeniz gerçekten anlamlı bir şey.

Gazeteci: Bu konu hakkında konuşurken, siz de birer ebeveyn olduğunuz için rollerinizi oynarken kendi hayatlarınıza çok yakın hissettiğiniz oluyor mu? Karl ve zombilerle olan bütün o sahneler nasıl oynanıyor? Çok ileriye giden sahneler var mı? Bir oyuncu olarak nasıl hissediyorsunuz?

Andrew: Oldukça zor, hiçbir sahneyi berbat etmek istemeyiz, henüz o noktaya ulaşmadık. Buna rağmen anne baba içgüdümüz çok sağlam. Koruyucu içgüdü hala etkili, bu nedenle, çizgi romanda olduğu gibi, çok hızlı bir şekilde garip tehlikelere atılma deneyimini henüz yaşamadık ve böyle bir durum yaşandığında, bununla başa çıkmak zorunda kalacağız. Eğlenceli bir şey oldu, birkaç gece öncesinde sesimin kısıldığı bir sahnemiz vardı, ne zaman olduğunu bilmiyorum, fakat yakın bir zamandaydı, bir saldırı vardı ve bir ara sette bulunan çocuklara baktım ve onlara şunu sordum: “çocuklar iyi misiniz orada? Keyfiniz yerinde mi bütün bu olanlara karşın?” çünkü orada korumalar vardı. Ve hepsinin keyfi yerinde görünüyordu. Frank’ın panelde bahsettiği gibi tam anlamıyla bir sorumluluk duygusu da var. Yani, kimse tehlikeye atılmıyor ama açıkçası kitabın tonuna olabildiğince yakın, gerçek olması için elimizden geleni de yapıyoruz.

Jon: Sadece bir gözlemci olarak sorduğunuz soruya cevap vermek gerekirse, oyuncu olarak onların niteliklerini ve yapabileceklerinin seviyesini gördükten sonra, kesinlikle görüyorum ki, bu genç adam onlar için çok önemli. Çocuğu olmayan birisinin bu bölümleri oynayabileceğini sanmıyorum.

Sarah: Sizi tanımıyorum, fakat bir anne olarak ilk oyunculuk deneyimim. İlginç, çok net. Ben bu sahnede ne yapmak istiyorum gibi değil, bunun yerine “Çocuğumu kurtarmak istiyorum”. Çocuğunu kurtar ve aileni bir arada tut. Çok net. İyi bir hedef.

Andrew: Dağınık, bazen kaotik fakat gerçek değil.

Jon: Tam da bu kelimeyi uydurduğunu söyleyecektim. Kaotik mi? Kaotik ne demek? Böyle bir kelime var mı? Artık var. Aksanlı bir şekilde istediğin her şeyi söyleyebilirsin. Akıllıca. Bu beni zorlayacak.

Andrew: Kaotik bir sözcük ve festival ismidir.

Oyuncular gazetecilere: Teşekkürler arkadaşlar. Sakin olun.

 

Emma Bell

Laurie Holden

Comic Con Yuvarlak Masa Röportajları, 23 Temmuz

 

Gazeteci: Fragman mükemmeldi. Tepkin ne oldu?

Laurie: Olağanüstüydü! Bu daha sadece buzun görünen kısmı, daha hiçbir şey görmedik aslında. Bütün bu Comic Con deneyimi insanın aklını başından alıyor, çünkü oradayız ve iyi bildiğimiz bir şeyi yapıyoruz. Yani oldukça küçük bir şeydi. Ama biz buraya gelince, "Vay be!" dedik. Gerçek bu. İnsanlar buna yatırım yaptı ve ilgi alaka gösteriyor, fragmanı gördük ve düşünüyoruz da oldukça iyi bir yere doğru gidiyor! Gerçekten çok heyecanlıyız.

Emma: Tabi bir de hayranlar var, onları henüz görmedim, ancak onlar hakkında bir şeyler duymak bile bende heyecan uyandırmaya yetiyor. Bu proje için enerjileri ve sevgileri daha şimdiden çok büyük boyutlara ulaştı. Dışarı çıktık ve gözlerimi açıp şöyle düşündüm, “Ne kadar çok insan var. İnanılmaz bir şey”.

Gazeteci: Bu soru ikinize, özellikle de Andrea’ya soruyorum, çizgi romandan için herhangi bir silah eğitimi aldınız mı?

Laurie: Hayır. Bu soru daha önce de sorulmuştu, ancak böyle bir şeye ihtiyacım yok çünkü silahlı birçok rolde oynadım tıpkı Silent hill, The Shield ve X-Files’da olduğu gibi. Bu nedenle, elime pek çok silah aldım ve daha önceden zaten silah eğitimi almak zorunda kalmıştım. Andrea yeni başlıyor, onunla tanıştığımda silahlarla arasının iyi olduğunu bilmiyordu. Bir yerden başlamak zorundasınız. Onunla ilk kez tanıştığımda bir silahı vardı ve silah emniyetinin nasıl çalıştığını bile bilmiyordu. Bana gelince, silah eğitimi almaktan kaçındım,  çünkü daha önce hiç silah tutmamış gibi görünmek için gerçekten çok sıkı çalışmam gerekiyordu. Bunun için, gerçekten silah kullanmak zorunda kalırsam, bunu eğlenmek için yapacağım.

Emma: Bu arada ben silah kullanmıyorum. Silahlar beni korkutuyor.

Laurie: Ben onu koruyorum.

Gazeteci: Lori, Frank’la daha önce çalışmıştınız, onunla bir sürü filmde birlikte çalıştınız, şimdi TV’de çalışırken onu nasıl görüyorsun? Oyuncular ve hayatta kalma tehdidi bakımından düşünecek olursan, bu bir anlamda bunun çok daha iyi bir uzantısı mı?

Laurie: Bu konuda birkaç şey söyleyeyim. Onunla birlikte üçüncü çalışmamız. Greg Nicotero, Jeff Dumun gibi daha önce birlikte çalıştığım insanların yanlarına gelip onlarla yeniden çalışmak gerçekten çok heyecan verici. Ekip çok kalabalık ve the Mist’ten yabancı olmadığınız ve tanıyacağınız farklı oyuncular var.  Dünyanın, insanlığın sonu ile ilgili olarak, insanların birbirine yaptıkları, ayrıca hayatta kalmak uğruna insanların ne kadar hasta ruhlu, sapık ve çılgın hale gelebileceklerini keşfetmek bakımından birbirine çok benzer öğeler mevcut, ancak benim için asıl harika olan şey, her bir bölümün farklı bir yazar tarafından yazılması, fakat buna imzasını atan kişinin Frank olması. Frank geliyor ve işin cilalama kısmını yapıyor. Çok özen gösteriyor ve o kadar zengin ve çok katmanlı bir hal alıyor ki, tıpkı “the Shawshank” gibi. Bundan kastım, her bir senaryo sanki sıradan bir TV senaryosu değil. Bunu gördüğümde “Aman tanrım, göz kamaştırıcı,” diyorum. Gerçekten çok şanslı hissediyoruz. Burada olmak bizim için büyük memnuniyet nedeni.

Gazeteci: Silahlara bir dakikalığına geri dönecek olursak, buradaki deneyimden ve arka plandan sonra merak ediyorum da gerçek bir zombi saldırısında ne tür bir silahı tercih ederdiniz?

Lori: Belki bir tüfek, ancak öteki karakterleri görünce, şimdi bir baltanın da oldukça hoş olabileceğini düşünüyorum. Birinin baltayla zombinin kafasını yarmasını izledikten sonra siz de bunu yapmak istemez miydiniz?

Emma: Karakterlerden birinde yaylı tüfek ve oklar vardı, oldukça başarılı. Tıpkı gerçek bir av gibi.

Gazeteci: Robert Kirkman ile tanışıp, karakterler hakkında hiç konuştunuz mu veya öncesinde ya da şu an çizgi romanları hiç okuyor musunuz?

Laurie: Onunla ilk kez tanışıyorum. Bu aslında… insanların, bizim herkesi tanıdığımızı düşünmesi aslında komik. Büyük  bir bölüm için yapılan çekimlerimizin devam ettiği sete gelmişti ve herkes Laurie Holden ve Emma Bell’in Robert Kirkman’ı tanıdığını düşünüyordu ve benim bu konuda hiçbir fikrim yoktu. Setteydi işte ve ben şunları söyledim, “Hangisi? Onunla tanışmak istiyorum”. Hiç kimse beni onunla tanıştırmadı ve sonunda oradaydım ve “Ben Laurie Holden” diyebildim. Bizi yaratan kişiyle sonunda tanıştığıma memnun olmuştum. O bizim yaratıcımız.

Gazeteci: Popüler kültürümüzde zombilerin bu kadar çok rağbet görmesiyle ilgili herhangi bir açıklamanız var mı arkadaşlar? Bu neden olabilir sizce?

Laurie: Şimdi daha da büyükler, insanlar zombi geçit törenleri ve zombi yürüyüşleri yapmıyorlar mı? Projemizle tamamen alakasız gerçi.

Emma: Onlar sadece şimdi popüler değil ki, yani demek istediğim zombiler çok uzun bir süredir hep popülerdi. Belki de insanların açıklayamadıkları şeyler hakkındaki sapık cazibeleriyle ilgilidir.

Laurie: Son zamanlarda dünyada oldukça kötü şeyler oluyor, tsunamiler ve sel taşkınları, petrol sızıntıları ve insanların çevreye verdikleri zararlar da var tabi. İnsanların elbette zombi olarak dünyaya tekrar geleceklerini düşünmüyorum, fakat pek çok çılgın şey yapıyoruz ve hiç kimsenin anlayamayacağı bir hastalığın ortaya çıkmayacağına kim garanti verebilir ki? İnsan beyninin bir kısmı bir şekilde çalışıyor ve onların korkunç yaratıklara dönüşmesini bir türlü anlayamıyorsunuz. İnsanın yüreğine inecek cinsten bir korku uyandırıyor.

Emma:  Her zaman düşünmüşümdür, çizgi romanlar ve dizimizle ilgili ilginçliklerden birisi, her ikisinin de olayın derinlerine inme konusunda çok iyi işler yapması. Çizgi roman karakterleri gerçekten mükemmel ve gerçekten çok ayrıntılı hale getirilmiş, geliştirilmiş karakterler. Dizide bu ayrıntı daha da fazla, çünkü çizgi romanda meydana gelen olayların altını doldurmanız gerekiyor. Aslında zombiler, bu insanların ne hale gelebileceklerinin sembolleştirilmiş hali gibi bir şey. Yani sadece fiziksel olarak birbirlerini yemeleri değil olay. Bir insansanız ve böyle kıyametin koptuğu bir dünyada yaşıyorsanız, bazı çirkin kararlar vermek zorunda kalırsınız ve bütün bu doğru-yanlış düşünceler anlamını yitirir, çünkü o noktadan sonra her şey hayatta kalmak pahasına yapılır  ve zombiler sadece kendileri için var olan korkunç canavarlardır ve vermek zorunda kalacağımız kararlar, bizi de o yönde olmaya iter.

Gazeteci: Greg’in makyajı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Laurie: Greg kral adamdır. Muhteşem. Seviyoruz onu.

Emma: Özel efektler ustasıdır.

Gazeteci: Zombileri oynayan kalabalık bir grupla birlikte sahne çekimi nasıl bir duygu?

Emma: Korkunç. Karakter dışına asla çıkmazlar. Yönetmenler “Kestik” dediklerinde bile zombi yürüyüşüyle üzerinize üzerinize gelmeye devam ederler ve şunu söylemek zorunda kalırsınız, “Kestik dediler. Durabilirsiniz.” Öğle yemeğinde tavuk butlarını yerken bile, zombiler insanları yermiş gibi yiyorlar.

Laurie: Artık öğle yemeği yemiyorum. Sıvı gıdalar tüketmeye başladım, çünkü onların arasında iştah diye bir şey kalmıyor.

Emma: Greg bunu panelde söylemişti, bizim yakın bir zamanda 20-30 kadar zombinin oynadığı bazı sahnelerimiz vardı ve öğle yemeğinde salonun yarısı zombiydi ve kalan yarısı da, insan işte.

Gazeteci: Hazır ölüm hakkında konuşuyorken, çizgi roman karakterlerinin çoğu ölüyor, oyuncular olarak siz, bu dizide ne kadar yaşayacağınız ile ilgili bir tahminde bulundunuz mu hiç?

Laurie: Kötü bir iş çıkarmadığım sürece ben şanslı biriyim, Andrea da öyle, son Mohikanlar’dan biri diyebilirsiniz. Kendimi çok şanslı hissediyorum, Amy, Shane ve Laurie gibi bazı karakterlerin hissettiği o tedirginlik duygusu bende yok. Çizgi romanda insanlarla ilgili doğal bir gelişim süreci var. Teknik açıdan bakacak olursak, o (Amy), çoktan gitmişti, ama hala burada. Çizgi roman üzerinde çok fazla değişiklik yapıyorlar.

Emma: Senaryoyu her okuyuşumda, “Repliğim var, hala buradayım,” diyorum.

Gazeteci: Robert ile tanıştığınıza göre belki de şöyle diyorsunuzdur, “belki de bu karakterin biraz daha etrafta görünmesini istersin.”

Emma: Aslında, Amy’nin öldüğünü yazdığı için Robert’a çoktan bağırdım, “şaka mı bu?” dedim ona.

Laurie: Onu ve Jon Bernthal’ı dinlemek bir bakıma eğlenceli aslında.

Emma: Onunla konuşup onu ikna etmeye çalışıyoruz ve dedik ki, “Amy ölür, fakat bir uzaylı olarak gelir ne dersin? Belki de aslında Mesih, bir halüsinasyon ya da bir hayalet olsa nasıl olur?

Gazeteci:  Daha önce Comic Con’da bulunmadığınızı söylemiştiniz ve bu kadar çok insanı beklemiyordunuz, ya da çekimleri görmemiştiniz. Panelde gelen tepkilere bakacak olursanız, sete geri döndüğünüzde bu sizi ne şekilde etkileyecektir?

Emma: Aslında teoride böyle bir şeyin olacağını biliyordum, çünkü herkes bunun ne kadar çok beğenildiğini söylüyordu. Çok takdir edilen bir çizgi roman ve daha şimdiden pek çok hayranı var ve bunu kendi gözlerimle görmeli, kendi kulaklarımla duymalıydım. Şimdi ekibe gidip, bunun ne kadar iyi olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten mükemmel bir şeyin parçasıyız. Milyonlarca olasılık vardı, ne olacağını kestiremeyebilirdiniz, ancak şu an içinde bulunduğumuz konumda olmak gerçekten çok güzel, çünkü gerçekten bununla gurur duyuyoruz.

Laurie: Ayrıca, birbirimizi gerçekten çok seviyoruz. Gerçekten çok iyi insanlar.

Gazeteci: Zombi kıyameti koparsa, planınız nedir?

Laurie: Ailemi koruyacağım ve onların güvende olmalarını sağlayacağım.

Oyuncular: Herkese teşekkür ederiz.


FRANK DARABONT

GREG NICOTERO

Comic Con Yuvarlak Masa Röportajları 23 Temmuz

 

Gazeteci: Uzun bir gün mü geçirdiniz?

Greg: Yani sabah 5.30’a kadar çekim yaptık ve sonra uçuşumuz vardı. Daha sonra bugün akşamüstü saat beşte yine uçakla geri geldik çünkü bugün de çekim yapıyoruz.

Gazeteci: En azından okyanusa gidebiliyorsunuz.

Greg: Ve gittik de çok eğlenceliydi. Çok rahatlatıcıydı.

Frank: Ne? Tuvaletten çıkmak mı? Uzun süredir bu konu hakkında övünüp duruyor da. Rahatlatıcı olan ne?

Greg: Dün sabah Jon, Andrew ve ben okyanusa atladık ve öyle mükemmeldi ki! “Atlanta’da değiliz sanki,” diye düşündüm.

Frank: Aman tanrım, evet, Atlanta’daki sıcak ve nem…

Gazeteci: Frank, birkaç hafta önce, seninle konuştum ve beş yıl öncesinden konuştuk, çizgi roman satan bir dükkana gidip, The Walking Dead okumandan, çok uzun süredir bunu TV dizisi yapmak istemenden bahsettik. Comic Con’a gelmek ve bu dizi çekimlerine başlamak acaba nasıl bir duygu?

 

Frank: Çok hoş bir şey, yani, Robert’a bütün gün söyleyip durdum, bu heyecan beklediğimden çok daha fazla sanki. Bunun heyecan uyandıracağını düşünmüştüm, ancak bu kadar fazlasını da beklemiyordum. Bu işe girerken düşündüğümden çok daha büyük bir sorumluluk olarak ortaya çıktı. Şöyle düşünmüştüm, AMC için garip, basit bir zombi dizisi yapacak ve birilerinin de bunu yayına koyacağını umacaktık, ancak burada bir çeşit kültürel söylence şekilleniyor, “pis” bir baskı, değil mi…?

 

Greg: İlginç, çünkü uçakla çekime giden oyuncular ve ben hiçbir şey görmedik, kendimizi çekimlere derinlemesine kaptırmışız yani. Öylesine kaptırdık ki, hepimiz birlikte fragmanı ilk defa bugün izlerken çok etkilendim. Heyecandan nutkum tutuldu. Üşüme geldi. Kirkman’a  baktım ve sordum, “Nutkun mu tutuldu?” ve dedi ki “Hayır, belki de.” etrafıma bakındım ve herkes aynı tepkiyi vermişti. Hatta Emma, ağlamaklı olmuştu. Çok garipti. Bence hepimiz buna yüreğimizi koyduğumuz için. Böyle bir duygu yoğunluğu yaşanacağını hissetmiştik. Gerçekten etkileyici bir şey. Frank ve ben 16-18 yıldır arkadaşız ve onunla aynı dilden konuşuyoruz. Bizim gibi veya Quentin Tarantino veya Robert Rodriguez veya Guillermo Del Toro gibi hepimizin beraber büyüdüğü adamlar, bir şekilde bu garip, gizli dili paylaşırlar. Ancak ilginçtir, bunun gibi bir dizidesiniz ve evlerin birinin kenarında yürüyen bir grup kalabalığı çekiyorsunuz… - rolünü abartarak yapan bir adam vardı ve aşırı sinirliydi. Frank, odanın öteki tarafından bana bakar gibiydi ve ben gidip adama dedim ki, “Hey, biraz sakin olabilir misin, sanki biraz fazla ön plana çıkıyorsun”. Geri dönüp yürüdüm ve Frank kafa salladı, bunu gördün mü, evet ben de gördüm, der gibi sanki ve sonunda sorunun üstesinden gelindi.

Gazeteci: Başarılı ve minnettar kalınacak bir şekilde, Charles Adlar’ın çizgi romanını perdeye uyarladınız gibi gözüküyor. Bu süreci bize anlatabilir misiniz?

Frank: Tam anlamıyla zombilerin kralı Greg övgüyü çok hak ediyor. Zombilerle ilgili yaşadığı bütün deneyimin onu buraya getirdiğini düşünüyorum. Bence zombilerle ilgili yapımlar arasında baş tacı olacak bir eser. Onu bu konuda cesaretlendirdim ve bir keresinde başka bir şey isterken onun dediğini kabul ettim, fakat o makyajı kullanmaya son vereceksin dedim ve bunu yaptık da. Greg’e dedim ki, “Elinden geleni ardına koyma. Yıllar yılı zombiler ile ilgili yapmak isteyip de yapamadığın için sinirlendiğin her ne varsa, şimdi bu konuda gerçekten hoş şeyler yapabilme fırsatını yakaladın”. Geyik yiyen bir zombiyi oynadı ve kendisi için, Greg ve adamları tarafından yapılan makyaj “feci” güzeldi. Çok darmadağınıktı. Bayıldım! Evde, bilgisayarımda masaüstü arka planım olarak kullanıyorum.

Greg: Frank, gerçekten çok güzel bir konuya değindi, çünkü kazandığım deneyimin doruk noktasına ulaştığı durumlardan biriydi. Şurada şunu deneyelim, burada bunu deneyelim, şurada şu işe yarar gibi kararları ikimiz de sesli olarak birbirimize söylemesek bile her ikimiz de bu kararları kullandık. Charlie’nin sanat eserine baktığınızda, zombilerin fiziksel özelliklerini görürsünüz, hepsi sıska, boyunları uzun gibi, çarpık ağızlarının etrafında sinekler uçuşuyor. Yanak kemikleri yukarıda, ağızları ince bir çizgi gibi. Kendilerine özgü çok belirli bir görünüşleri var ve seçmeler olduğu zaman, herkesi tek tek seçtiğimiz üç gün boyunca devam eden bir zombi okulu açtık ve bundan iki mükemmel şey ortaya çıktı. Bunlardan ilki, kimin harika bir oyuncu olduğunu ve kimin biraz daha yardım alması gerektiğini gördük. Ancak aynı zamanda da, aralarına gidip, sen sanki kitaptan fırlamış bir çizgi karakter gibisin diyebiliyordum. Bu şekilde onları seçecek ve eksiklerini tamamlayacaktık. Başlangıçta muhteşem bir tuvaliniz varsa, ve mükemmel özelliklerle hassas bir şekilde donatılmışsa, birkaç parça şey eklediğiniz zaman birdenbire üzerlerinde çok fazla makyaj varmış gibi durmazlar. Böylece organik görünür ve 26 yıldır bunu yapıyorum, böylesi başıma ilk defa geliyor. Frank demişti ki, yarın için yirmi zombi topla ve zombilerin numaralarının kayıtlı olduğu telefon defterimizden insanları ben arayacağım. Elinizde makyajı yapılmış yirmi insan var ve bu insanların fiziksel görünüşü tıpkı çizgi romandaki karakterlerin aynısı. Biz burada devamlılığı sağlamaya çalıştık ve işe yaradı! Listelerde adı olan kızlardan birisi, gerçekten mükemmel bir yüze ve tüyler ürperten, Kötü Ölü bakışlarına sahipti ve makyajını yaptığımızda, “aman tanrım, bu kızı bir yerde ön plana çıkarmalıyız,” diye düşündüm. Daha sonra Frank bana şu e-postayı gönderdi, “hey, listeyi gördüm, kızıl saçlı gerçekten harika bir kız var. Onu bir yerde ön plana çıkarmalıyız”. Ben de buna karşılık, “Evet, tabi, ben hallederim”. dedim.


Topluluk

  • İlk yorum yapan siz olun.